Merhabalar! RSS İmge, RSS Kitap ve RSS Efsun kardeşi olarak Rıza Selçuk Saydam 'ın izlediği filmler hakkında yıllar sonra da geri dönüp bakabileceği derkenar olması amacıyla kurulmuştur.

Robin Hood

Pazartesi, Mayıs 17th, 2010

Puan: 4/10 | Haçlı seferlerinden çakma bir şövalye olarak dönüp, krallığın odak noktası olan ve benim aklımdaki zenginden alıp fakire veren iyilik timsali bir insan olması gerekirken kolay yoldan çeşitli yerlere gelen filmin kimi sahnelerinde eşitlik, özgürlük diye yırtınsa da bir o kadar da ‘Fransız köpekleri’ diye çığıran Robin Hood karakteri, benim aklımdaki tüm imgeleri silerek yepyeni ve eskisiyle boy ölçüşemeyecek bir Robin Hood oluşturan film. Kendisi okçu olarak bilmemize rağmen bu konu da daraltılmış ki hatta dört nala elinde çekiçle (yoksulluktan değil) Fransızlar’a dalan bir şahşiyet. Olmamış, olmamış! Bu filme giderek güzel şeyler hissetmek yerine, aklımdaki bir takım güzel imgeleri de kaybettim. Filmin bakış açısı Robin Hood’un zenginden alıp, fakire verdiğini herkes bilir, biz nasıl bu hale geldiğini anlatmak istiyoruz şeklinde olsa da filmin çizdiği senaryonun sonucu zenginden alıp fakire veren bir Robin Hood da değildir. (daha fazla…)

The Hurt Locker

Perşembe, Nisan 22nd, 2010

Puan: 7/10 | Türkçe: Ölümcül Tuzak | Bildiğiniz gibi Oscar ödüllü film, bu sebeple filmi izledim. Anlamlı, mükemmel derin içerikli sözler barındıran Amerika’nın bir iç eleştirisi diye nitelendiriyorum. Biz niye buradayız sorusunu içersinde barındıran bir şekilde ‘Burada bize ne olacak?’ sorusunu hissediyorsunuz bangır bangır. Full Metal Jacket ‘i de izleyenler bunun Amerika için ilk olmadığını hissedeceklerdir. Altında ezildiği, geçmişte yapılmış benzer konulu bir film var. Aynı milletin, aynı şekilde, aynı anlamları barındıran. İroni midir bu yoksa Amerika’da sessiz kalanların her yüzyıl sesini duyurabilme çabası mı bilemiyorum ama ters giden bir şeyler var. (daha fazla…)

The Great Escape

Perşembe, Nisan 8th, 2010


Puan: 8/10 | Türkçe: Büyük Kaçış | 1943 yılında Almanlar yüksek güvenlikte savaş esirlerinin tutulduğu bir hapisane olan Stalag Luft III en becerikli kaçış ustalarını içeride tutacak şekilde tasarlamıştır. Ve özgürlüklerini kazanmak için işe koyulurlar.

Zekanın ön planda tutulduğu bu tarz filmler her zaman ilgimi çekmitir. Hele ki tarihi bir gerçekse tadından yenmez derim. Böyle filmlere bakış açımda ufak bir tereddüt de bulunur. Örneğin zekasal suç ilenen filmleri zevkle izlesem de acaba bundan hoşlanmam normal mi diye kendime sorarım zoraki. Fakat bu filmde doğru olduğuna inandığım şeyi, zekanın gücü ile yapmaları benim asıl önem verdiğim şey.

Filmle ilgili tek parmak basmak istediğim nokta sıkı yönetimin olduğu söylenen bir esir kampındaki askerlerin pek kibar, pek görevlerini yapan olmaları. Nazi dönemi kamplarında bu kadar rahat etiklerini pek görmedim. Filmin bu konuda zayıf olduğunu düşünüyorum. Kampların psikolojik baskısına değinmemişler diyebileceğim kadar az görüyoruz filmde. Ama gerçekciliği de kaybetmemeleri ve olağanüstü bir destan yerine ne pahasına olursa olsun mesajını vermeleri çok yüce. (daha fazla…)

The Great Dictator

Çarşamba, Mart 31st, 2010

Puan: 6/10 | Türkçe: Büyük Diktatör | Charles Chaplin ‘in sesini duyduğum ilk film! Afişe dikkat ederseniz özellikle ‘He talks’ yazan afişini koydum siteye. Daha yeni yeni kullanılan teknik, usta oyuncunun filminde geniş bir durağanlığa neden olmuş. Sahneleri dramatikleştirmek adına bir çok gereksiz an tekrarlanmış, Hitler’i taklit etmesi belirli bir noktadan sonra sıkıcı geliyor. Hatta öyle ki filmi 1 haftada her gün ufak ufak izleyerek anca bitirdim. Filmi ayırılan bütçeye, oyuncu kadrosuna, ciddi emek gerektiren sahnelere rağman beğenmedim. Bu filme 6 puan vermemin tek nedeni final konuşmasıydı. Gerçekten anlamlı bir konuşma ve aşağıdan izleyebilirsiniz. Filmin can alıcı, zihnime kazınacak noktasıdır. (daha fazla…)

The General

Cumartesi, Mart 27th, 2010

Puan: 8/10 | Türkçe: General | Sürükleyici ve zamanın şartları düşünüldüğünde de gerçekten bir başyapıt olduğu hissedilebilecek, 1926 ‘da çekilmiş bu film Buster Keaton ‘un şaheseri. Yıl 2010 olmasına rağmen böylesine filmler izleyemiyoruz. Saf duyguların, zekice senaryonun ve insanı bu kadar içten güldüren ögelerin oluşturduğu bu filmi herkesin izlemesini dilerim. Buster Keaton ‘ın izlediğim 2. filmi ve artık kendisinin tam bir hayranıyım, halen kimi sahneleri nasıl oluyor da bu kadar karmaşık ve beceri isteyen sahneleri çekebiliyorlar, bu nasıl bir yetenektir anlayamıyorum, saygıyla eğiliyorum. (daha fazla…)

Veda

Perşembe, Mart 11th, 2010

Puan: 10/10 | Salih Bey’in gözünden Atatürk’ü anlatan, zamanla da genel bakış açısına geçen filmi cesareti, iyi niyeti, Atatürk hakkında bir başka film çekilmesine örnek olması ve daha nice sebepten dolayı 10 üzerinden 10 puan veriyorum. Gel gelelim benim 10 puan vermiş olmam kusursuz olduğu anlamına da gelmiyor. 10 puan vermekteki amacım her ne kadar yetersiz, iyi niyetli olsa bile kötü sonuçlar doğurabilecek bir çok sahnesi olsa da bu film en azından daha iyi bir film çekilmesine vesile olacaktır.

Bir falcının Ata’ya 15 yıl padişah olacaksın demesi ve Ata’nın çevresindekilerin ‘Senin de hoşuna gidiyor.’ demeleri, ardından Ata’nın gülümsemesi şeklinde garip bir sahne var. Bu sahnenin herangi bir gerçekle ilgisi olmadığı gibi kimilerinin kafasını da karıştırmış olabilir, olmuştur da. Bu mantıksız, saçma, gerçeksiz sahne yerine tarihi bir örnek olan birçok hocanın Atatürk’ü ziyaret edip de ‘Gel padişah ol, hareminle doyasıya yaşa!’ tarzında bir teklifte bulunduktan sonra Atatürk’ün de bunu kesinlikle karşı çıkıp, hakimiyetin millete ait olduğunu belirtmesi gibi -ki bu örnek kayıtlara geçmiştir- bir örnek verilebilirdi. Çeşitli sahnelerde bir komutanın cephede telefonu evet diyerek açması da çok göze batıyor. Asker yakınları olanlar sivil bir telefona bile kendilerini rütbeleriyle tanıtarak açmayı alışkanlık edindiklerini bilirler. Ayrıntılara girdğinizde film bir gösteriş, bir dıştan görünüş filmi.

Mudanya’da, Lozan’da destan yazan İsmet Paşa filmde yok, milli mücadele dönemi ve özellikle devrimlerden ise neredeyse hiç bahsedilmemiş. Gitgide özel yaşama saldırılan filmde Fikriye & Latife Hanımlar arasındaki olaylara odaklanılmış. E bari odaklanıyorsun, onu tam yap. Filmin amacı belli olsun. O da yok! Zübeyde ve Makbule hanımların Fikriye karşıtı olmaları yer almayıp, Latife hanımda tam anlamıyla şeytani gösterilmiş. Bu da tarafsız bir bakış açısı değil.

Ayrıca Atatürk’ün Karabekir Paşa’nın yanında ileride bunlar olacak diye deftere Hilafetin kaldırılacağı, harf deviriminin yapılacağı gibi önemli ögeleri yazdırma sahnesi de yanlış. Karabekir Paşa hilafetçi bir anlayış içersindedir ki hatta bu amaç uğruna ileride Atatürk’e karşı parti dahi kuracaktır, idam cezasından zor kurtulacaktır. Bu sahnede Karabekir Paşa’nın yer alması büyük bir hatadır. Bu filmde yer alan hatalar o kadar fazla ki yazmaya utanıyorum. Yazıyı daha fazla uzatmanın anlamı yok.

Özgünlük ve özgürlük adına hiç bir senarist ve/vaya yönetmen tarihi tahrif ve tahrip etme hakkına sahip değildir. (daha fazla…)

Kurtlar Vadisi : Filistin

Cuma, Şubat 12th, 2010

Kurtlar Vadisi severlerine müjdem olsun, 5 kasım 2010 tarihinde Kurtlar Vadisi : Filistin vizyona girecek. Sadullah Şentürk yönetmenliğinde, Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener, Cüneyt Aysan senarist kadrosu ve yapımcıları olan Necati Şaşmaz, Raci Şaşmaz, Zübeyr Şaşmaz ile bir gişe filmi olacak diye bekliyorum. Necati Şaşmaz, Gürkan Uygun, Kenan Çoban ve Erhan Ufak yine başrolde.

İsterseniz Kurtlar Vadisi ile ilgili diğer yazımız olan Kurtlar Vadisi: Gladio‘ya da bir gözatın. Saygılarımla.

Full Metal Jacket

Pazartesi, Aralık 21st, 2009

Puan: 8/10 | Stanley Kubrick ‘in izlemek için geç kaldığım başyapıtı. Filmde askeri disiplinin askerler üzerindeki psikolojik etkilerini anlatarak başlıyor ve ardından savaş alanına geçiyoruz. Vietnam savaşına! Rambo gibi önüne geleni öldürerek delip geçen bir birlik değil, gerçek, tam anlmıyla gerçek ve uzun bir çatışmanın etkilerini bize anlatmak istiyor. Önünde seni öldürmek için bekleyen bir sniper, kıpırdıyamama, çaresizlik, kendinle hesaplaşma ve savaşın anlamsızlığı üzerine savaş dışına çıkmadan, savaşın içinden bir film bu! (daha fazla…)

Der Untergang

Pazartesi, Kasım 9th, 2009

Der Untergang

Puan: 9/10 | Türkçe: Çöküş (orijinal: Günbatımı) | Bir milletin tüm dünyaya ve kendi kendine ızdırap vermesini konu alan filmde, Hitler zamanın sonlarını izliyoruz. “Biz insanları zorlamadık. Onlar bize bir yetki verdiler. Ve şimdi de bunun bedelini ödüyorlar.” işte her şeyi özetleyen birkaç cümle. Ne kadar da acı. Generallerinin ihaneti sırasında Hitler’e gerçeken acıdım, ve bir o kadar da kin duydum. Bu filmi günümüzde bir takım kimselere anlamsızca düşmanlık duyanlar izlemeli, doğruyu bulabilmenin mümkün olduğunu anlamalılar. Savaş bir oyun değil ve kafaya sıkılan bir kurşun ile bitmiyor. Nesillerce de değil sonsuza kadar bunun yükünü taşıyorsunuz. (daha fazla…)

Das Boot

Pazartesi, Kasım 9th, 2009

Das Boot

Puan: 10/10 | Türkçe: Denizaltı | Das Boot benim savaşa yeni bir bakış açısıyla bakmamı sağladı. Bir yanda vatan, uğruna canlarını feda etmeye çekinmedikleri vatan, bir yanda da kendilerine verilen görevler ve içersinde bulukdukları savaştan ötürü ideolojilerini sorgulayan bir grup asker. Denizaltında kahramanlık olanağı bekleyen, çarpışmak için can atan, görmedikleri düşmanlarına karşı canlarını riske atan, gerçek içtenliği yakalayan br grup asker. Ciddi anlamda gerçekci bir Wolfgang Petersen yapıtı, psikolojinin sınırlarını zorlayan uzun ve çok anlamlı bir film. Yaşlı kurtun stratejik zekası ve düşmanını küçümsemeyen tavırlarına ek olarak askerlerine karşı tutumuyla hayran oldum. (daha fazla…)