Merhabalar! RSS İmge, RSS Kitap ve RSS Efsun kardeşi olarak Rıza Selçuk Saydam 'ın izlediği filmler hakkında yıllar sonra da geri dönüp bakabileceği derkenar olması amacıyla kurulmuştur.

Pirates of Silicon Valley

Pazartesi, Ekim 24th, 2011

Bu yazımda spoiler yapıyor muyum yapmıyor muyum dikkat etmeyeceğim. Çünkü hem belgesel niteliğinde bir film, hem de spoiler niteliği taşıyacak şeyleri söylediğimde bunları zaten bilmiyor olan bir kişinin bu filmi izlemesi oldukça saçma! Steve Jobs, Bill Gates, Woz…

Silikon Vadisi’nin korsanları demişler ve bir çok açıdan zaten bildiğimiz gerçekler çarpıcı bir şekilde TV’ye yönelik filmleştirilmiş, dolayısıyla filmin çekimi ve filmcilik hakkında da pek konuşmayacağım.

GUI’nin nereden nereye geldiği, sektörün potensiyeli ve anlaşılırlığı üzerine oldukça güzel bir zihin açıcı film. Her zaman dediğim gibi Bill Gates’in satış ve iş konusunda ne kadar önde olduğunu çok açık bir şekilde göreceğiniz bir film bu, ayrıca IBM’e yaptıkları satışın sahnesinin yeniden kurgulanmasında olağanüstü bir çalışma yapılmış. Steve Jobs’un iyi kötü her açıdan ele alınabilmesi günümüz açısından elbette önemli.

Girişimcilikte gözü olan, internet sektörünün yeni nesillerine göre bir film. Haydi biraz gerçekci olalım.
(daha fazla…)

The King’s Speech

Cumartesi, Mart 5th, 2011

Puan: 9/10 | Türkçe: Zoraki Kral | Neden Zoraki Kral diye çevrilmiş cidden muamma, Kral’ın Kekemeliği hatta biraz daha Türk işi olsun dersek Kral’ın İmtihanı ne bileyim fakat ‘zoraki’ kısmı filmin yüzeysel bir kısmı olmuş. Ben bu satırları yazarken çoktan Oscar aldı fakat alacağını daha önce söylemiştim :) Gerçekten öylesine duygusal ve otantik bir ortama sizi çekiyor ki film, izlerken yanınızda getirdiğiniz abur cuburları yemeyi unutturuyor size (bknz: biz). Ciddi anlamda bu gün ulaşamayacağımız seviyedeki insanların yaşamını empati yaparak izlediğinizi hissedeceksiniz.
(daha fazla…)

Finding Neverland

Cumartesi, Ocak 29th, 2011


Puan: 8/10 | Türkçe: Düşler Ülkesi | Oscar ödüllü film Peter Pan ‘in ortaya çıkış hikayesini dramatik ve bolca hayal gücü çağrışımıyla anlatıyor. Peter Pan’i izlememiş olanlar için sıradan bir film gibi gelebilicek fakat gerçek hikayenin çocukluğumu oluşturan Peter Pan’in hikayesinin bugün karşıma çıkması gerçekten beni çok etkiledi. Sade bir başlangıç, muhteşem görsel ve hayal gücü ağırlıklı kapanış ile gerçekten bambaşka film. Özellikle filmin bittiği noktadan sonrasını araştıranlar dramatik ögelerin daha da arttığı ki hatta intiharların olduğu bir hayat hikayesi ile de karşılaşacaklardır.

Film hakkında söylemek istediğim bir başka şey ise Johnny Depp filmde tekrar tekrar ne kadar parladıysa da Kate Winslet’ın o kadar eskidiğini ve artık yeni bir karakter gözüyle bakamadığımı farkettim. Ayrıca Peter Pan’in esinlenildiği karakter de çok soğuk geldi bana, sanırım o da Peter Pan’in zihnimdeki imgesindendir. (daha fazla…)

Seven Years in Tibet

Cuma, Aralık 3rd, 2010


Puan: 9/10 | Türkçe: Tibet’te Yedi Yıl | Heinrich Harrer ve Peter Aufschnaiter arasında geçen dostluk Brad Pitt’in başrolde olduğu bu filmde öylesine güzel işlenmiş ki! Sizi içine çeken, espritüelliğiyle ve gerçekciliğiyle etkileyen ciddi anlamda önemli bir film! (daha fazla…)

The Social Network

Perşembe, Kasım 18th, 2010


Puan: 7/10 | Türkçe: Sosyal Ağ | Girişimciler, hatta bloggerlar daha doğrusu internetle ilgisi olan kim varsa izlemesi gereken bir film. Bu film her ne kadar Facebook fikrinin dahiyaneliği ya da gelişimi ve bugüne gelişi hakkında olmasa da bir fikrin hukuksal açıdan ele alınışı, fikri korumanın önemini ve atılacak adımlarda patent gibi hukuksal korunak zemini hazırlamanın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Halen hayatta olan bir insan hakkında böylesine bir film yapılmasını hiç etik bulmasam da ( hele ki o kişi dahi bunu istemiyorken ), böylesine bir film gerekiyordu. Sanırım facebook hikayesiyle daha yakın olan insanlar artık içersinde dolaştıkları diğer sitelere de daha manidar bakacaklardır.

Keşke biraz daha altyapı ile ilgili gelişimden, facebook hikayesinin tamamından, alınan yatırımlardan ve bu yatırımların Rusya, Almanya, Amerika, Çin gibi farklı ülkelerden gelmesinin anlamından, neden facebook’un halen başarılı olduğundan da halka bahsedilseydi. Eksik ama beğendim. (daha fazla…)

Bright Star

Pazartesi, Mayıs 17th, 2010

Puan: 9/10 | Türkçe: Parlak Yıldız | Başlarda karakterleri soğuk algılasam da film ilerledikçe olması gerektiği gibi olduğunu ve romantizmin en güzel örneklerinden biri olduğunu gördüm. Beklemediğim bir şekilde anlamı derinleşti ve duygusallaştı, dramatikleşti. Dokunuşu hafızanın unutmaması, şiirsellikteki anlam yoğunluğunu soundtrackıyla birlikte tamamlayan hissedilişin doruk noktalarından biri. (daha fazla…)

Raging Bull

Pazartesi, Nisan 12th, 2010

Puan: 9/10 | Türkçe: Kızgın Boğa | Robert De Niro ‘nun başrolde olduğu, Jack La Motta ‘nın hayat öyküsüdür bu. İzlemekte geç kaldığım, fakat filmin anlamından bir şey kaybetmediği gerçeğiyle yüzleştiğim doğrudur. Filmin sıradışılığı bir dram hikayesinde herangi bir kimseyi haklı çıkartma çabası olmadan, doğal bir şekilde ilerlemesi. Filmin sonunu söylemem (korkamyın söylemeyeceğim) sizin alacağınız hazza etki etmeyecektir.

Gördüğüm en iyi oyunculuk, rolüne kendini böylesine kaptırma (Robert De Niro ‘nun film için 1 yıl boks eğitimi almış olması, filmin ileri sahneleri için 4 ay ara verilip tam 20 kilo alması .. ayrıca role kendini öylesine kaptırıp jake la motta ‘nın kaburgasını zedelemesi ve joe pesci ‘ye attığı yumrukla -ki filmde bu sahne var- kaburgasını kırgıması) ile Oscar ‘ı harbiden hakeden bir baş yapıt.

Sahneler arası öyle tezat geçişler varki, spoiler olmasın diye kendimi zor tutuyorum ama filmin geride bıraktıklarını taşımak gerçekten çok zor. Bu filmde bulduğum tek kusur karakter çevresini genişletmemesidir. Yani bir hayat hikayesi yerine, yaşamda birlikte yürüdüklerinin de hayat hikayesinin sonunu görmek isterdim.

Nadirdir bu kadar duyguyu bir arada yaşatabilen film ve bu kadar net yansıtabilmek ise gerçekten usta işi, ya hep ya hiç mantığıyla senaryo, yönetmen ve oyunculuk anlamında herkesin tam güç olayın içinde olduğu bir film.

Şiddetin bana bu kadar itici ve duygusallığın, kıskançlığın bu kadar baskın geldiği nadir anlardandı. Bir Martin Scorsese filmi.

Not: Filmi yeni izlememin vermiş olduğu heyecandan ötürü halen kalbim hızlıca atmakta ve yukarıda anlamsal bir takım bozukluklar varsa filmin etkileyiciliğine verin.
(daha fazla…)

Dersimiz Atatürk

Cuma, Mart 19th, 2010

Puan: 10/10 | Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Atatürk’ü konu alan filmlere bir sonraki filme yol açması nedeniyle 10 üzerinden 10 puan veriyorum. ‘Dersimiz Atatürk’  Turgut Özakman’ın senaryosunu yazdığı, yetişkinlerden çok çocukları hedef alan Atatürk ‘ün hayatının hızlı mı hızlı bir özeti. Bu özette bir çok kilit noktayı belirtmiş olabilmeleri önemli, Atatürk’ün kişiliği , zaferleriyle  ve fikirleriyle tanıtmaya amaçlamaları gerçekten mantıklı.

Hedef kitle belirlenerek oluşturulmuş bir film. Daha çok ilkokul ile ortaokul diyebilirim hedef kitleyi tanımlarken. Bu kitleye hitap etmenin zorlukları aşikat ve bu zorlukları yenebilmek adına, genç izleyicinin dikkatini toplayabilmek adına başarısız, zoraki bir çocuk topluluğu da filmde rol alıyor. Hatta kimi karakterlerle aşırı derecede ilgilenilmiş. Bu çocukların ve çocuklara sunum yapan dedenin seçiminin yanlış olduğunu, kesitlerde yer alan bir çok canlandırmanın da içtenlikten uzak bir şekilde basit olduğunu, mekanların bugünkü hallerini tanıtırken kameranın aşırı derecede hızlı hareket ettirilmesini ve sürekli nesnelere, sonra da yüze, sonra yine nesnelere odaklanan kameranın bu olay yinelendikçe sinir bozucu hale gelmesi, çeşitli rol hataları ile yeterince üzerinde durulmamış bir film olarak kendini gösteriyor.

Dikkat ettiğimizde filmde defalarca yinelenen bir tarihi çarptıranlara karşı söz söyleme çabası var. Bunu da anlamsız buluyorum. Hedef kitleyi göz önünde bulundurarak tüm senaryosu oluşturulan bir yapıtta bunu defalarce yinelemenin anlamı olamaz, gereken yerlerde onların çarpıttığının doğrusunu çeker ve vurgularsın, arka plandan yergi yapmış olursun, film kendi başına senin bu anlamsız serzenişinden daha güçlü bir şekilde kendini savunabilir.

Turgut Özakman’ın kitaplarını okuyanlar, kitaplarında vurguladığı noktaların filmselleştiğini fakat yazarken okuyucusuna verdiği duyguyu filmde veremediğini hissedeceklerdir.

Küçüklerimizi sıkmadan, onlara Atatürk’ün fikir yapısını tanıtmak için de mükemmel fırsat olduğunu belirtemeliyim. Umarım daha güzel filmlerin çekilmesine vesile olur.

Not: Yazarken aklıma gelmemişti fakat daha sonra yemek yerken TV’de kendisini gördüm. Uğur Dündar .. evet! Bu filmde alakasız bir biçimde Uğur Dündar da yer alıyor ve boş beleş konuşup ayrılıyor. O kadar çocuğun arasında dayanamayıp güldüğümü itiraf etmeliyim. (daha fazla…)

Veda

Perşembe, Mart 11th, 2010

Puan: 10/10 | Salih Bey’in gözünden Atatürk’ü anlatan, zamanla da genel bakış açısına geçen filmi cesareti, iyi niyeti, Atatürk hakkında bir başka film çekilmesine örnek olması ve daha nice sebepten dolayı 10 üzerinden 10 puan veriyorum. Gel gelelim benim 10 puan vermiş olmam kusursuz olduğu anlamına da gelmiyor. 10 puan vermekteki amacım her ne kadar yetersiz, iyi niyetli olsa bile kötü sonuçlar doğurabilecek bir çok sahnesi olsa da bu film en azından daha iyi bir film çekilmesine vesile olacaktır.

Bir falcının Ata’ya 15 yıl padişah olacaksın demesi ve Ata’nın çevresindekilerin ‘Senin de hoşuna gidiyor.’ demeleri, ardından Ata’nın gülümsemesi şeklinde garip bir sahne var. Bu sahnenin herangi bir gerçekle ilgisi olmadığı gibi kimilerinin kafasını da karıştırmış olabilir, olmuştur da. Bu mantıksız, saçma, gerçeksiz sahne yerine tarihi bir örnek olan birçok hocanın Atatürk’ü ziyaret edip de ‘Gel padişah ol, hareminle doyasıya yaşa!’ tarzında bir teklifte bulunduktan sonra Atatürk’ün de bunu kesinlikle karşı çıkıp, hakimiyetin millete ait olduğunu belirtmesi gibi -ki bu örnek kayıtlara geçmiştir- bir örnek verilebilirdi. Çeşitli sahnelerde bir komutanın cephede telefonu evet diyerek açması da çok göze batıyor. Asker yakınları olanlar sivil bir telefona bile kendilerini rütbeleriyle tanıtarak açmayı alışkanlık edindiklerini bilirler. Ayrıntılara girdğinizde film bir gösteriş, bir dıştan görünüş filmi.

Mudanya’da, Lozan’da destan yazan İsmet Paşa filmde yok, milli mücadele dönemi ve özellikle devrimlerden ise neredeyse hiç bahsedilmemiş. Gitgide özel yaşama saldırılan filmde Fikriye & Latife Hanımlar arasındaki olaylara odaklanılmış. E bari odaklanıyorsun, onu tam yap. Filmin amacı belli olsun. O da yok! Zübeyde ve Makbule hanımların Fikriye karşıtı olmaları yer almayıp, Latife hanımda tam anlamıyla şeytani gösterilmiş. Bu da tarafsız bir bakış açısı değil.

Ayrıca Atatürk’ün Karabekir Paşa’nın yanında ileride bunlar olacak diye deftere Hilafetin kaldırılacağı, harf deviriminin yapılacağı gibi önemli ögeleri yazdırma sahnesi de yanlış. Karabekir Paşa hilafetçi bir anlayış içersindedir ki hatta bu amaç uğruna ileride Atatürk’e karşı parti dahi kuracaktır, idam cezasından zor kurtulacaktır. Bu sahnede Karabekir Paşa’nın yer alması büyük bir hatadır. Bu filmde yer alan hatalar o kadar fazla ki yazmaya utanıyorum. Yazıyı daha fazla uzatmanın anlamı yok.

Özgünlük ve özgürlük adına hiç bir senarist ve/vaya yönetmen tarihi tahrif ve tahrip etme hakkına sahip değildir. (daha fazla…)

Catch Me If You Can

Pazar, Aralık 13th, 2009

Puan: 8/10 | Türkçe: Sıkıysa Yakala| Leonardo DiCaprio ve Tom Hanks’in başrolde olduğu film gerçekten zekaya bir övgü niteliğinde. Sinema sektörünü işte bu yüzden seviyorum! Her ne yaparsan yap, ki bu şey kötü de olsa -çoğu zaman kötü olur- bunun övgüsünü, aslında zeka pırıltısının hakettiğini alıyorsunuz. Geçmişten gelen acılarını dindirmek için dolandırıcı olan Frank’in hikayesi bu, yaşanmış bir hikaye hem de. İnanılmaz derecede hoşuma gitti! İzlemelisiniz. (daha fazla…)